Ceviz Ağacı Sulanmazsa Ne Olur? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
Ceviz ağacını sulamamak, ona hayat veren en temel unsuru ihmal etmek demektir. Aynı şekilde, toplumsal yapımızda da bazı grupları ihmal etmek, onları görmezden gelmek, toplumun genel sağlığını ve dengesini olumsuz etkiler. Bu yazıda, “Ceviz ağacı sulanmazsa ne olur?” sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden ele alacak, günlük yaşamda karşımıza çıkan pratik örneklerle bu konuyu irdeleyeceğiz.
Toplumsal Cinsiyet ve Eşitsizlik: Ceviz Ağacının Sulanmazsa Kuruması
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, her gün şehrin her köşesinde karşımıza çıkan bir sorun. İstanbul’da sabah işe gitmek için otobüse bindiğinizde, kadınların yer bulmakta zorlandığını ve genellikle daha az rahat bir yolculuk yaptığını gözlemlemeniz mümkündür. Toplu taşımada kadınlar, fiziksel ve psikolojik olarak daha fazla zorluk yaşayabiliyor. Eğer toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmazsa, toplumun sağlıklı bir şekilde büyümesi mümkün olmaz. Kadınlar, çocuklar, LGBTİ+ bireyler gibi gruplar, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa uğradığında, aslında toplumun ceviz ağacını sulamayan, ona gereken ilgiyi göstermeyen bir tutum sergilenmiş olur. Bu sulama eksikliği, yıllar içinde kurumayı, hatta tamamen yok olmayı beraberinde getirir.
Ceviz ağacının suya ihtiyacı olduğu gibi, toplum da her bireyine eşit fırsatlar sunmaya ihtiyaç duyar. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların iş gücüne katılımını engeller, eğitimde fırsat eşitsizliklerine yol açar ve şiddeti besler. Eğer bu eşitsizlikler görmezden gelinirse, toplumun gelişmesi durur, kurur ve verimsiz hale gelir.
Çeşitlilik ve Toplumsal Yapı: Kimlikler Sulanmazsa Zayıflar
Toplum, içinde farklı kimlikleri barındırır. Toplumsal çeşitlilik, bir ekosistem gibi düşünülebilir. Her bir birey, toplumun farklı bir parçasıdır. Farklı etnik kökenler, dinler, cinsel kimlikler ve sınıflar toplumun her yönünü zenginleştirir. Ancak bu çeşitliliğin sulanması, toplumun her bireyinin eşit haklara ve fırsatlara sahip olmasıyla mümkündür.
İstanbul’un bir mahalle pazarında, örneğin, farklı etnik kimliklere sahip bireylerin bir arada yaşadığını görebiliriz. Ancak, bazen bu çeşitlilik dışlanabilir. Kimlikleri yüzünden ayrımcılığa uğrayanlar, toplumsal sistemden dışlanır ve kendi potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koyamazlar. Çeşitliliğe değer vermek, bu kimlikleri doğru şekilde sulamak anlamına gelir. Çeşitlilik yok sayılırsa, toplum bir ceviz ağacı gibi kurur; her kimlik, her birey birer potansiyel kaybına dönüşür.
Geçtiğimiz hafta, otobüste karşılaştığım bir sahne bu durumu özetliyordu. Kadın bir arkadaşım, eğitimini tamamladıktan sonra iş aramak için birkaç şirkete başvurmuştu. Ancak her görüşmeden dönerken, kendisinin cinsiyetinden dolayı daha az fırsat verildiğini ve bazen sadece görünüşünden ötürü dışlandığını anlatıyordu. Çeşitlilik ve eşitlik sağlanmazsa, bu tür durumlar yaygınlaşır. Ve her ihmal edilen birey, ceviz ağacının kuruyan bir dalı gibi daha da izole olur.
Sosyal Adalet: Sulama Eksikliği ve Toplumdaki Adaletsizlikler
Sosyal adalet, toplumsal eşitlik ve fırsat eşitliğinin temel taşıdır. Adaletin sağlanmadığı bir toplumda, sulanmayan ceviz ağacının kuruması gibi, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler de daha da büyür. Adaletin sağlanmaması, özellikle düşük gelirli, engelli veya yaşlı bireylerin daha fazla dezavantaj yaşamasına yol açar.
Sokakta yürürken, evsiz bir bireyi, kaldırım kenarında soğuktan korunmaya çalışan birini görmek, sosyal adaletin sağlanmadığının bir göstergesidir. Toplumda gelir eşitsizliği, fırsat eşitsizliği ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sorunlar, adaletin eksikliği ile doğrudan ilişkilidir. Eğer toplum, sosyal adalet konusunda gereken hassasiyeti göstermezse, bu eksiklik zaman içinde büyür ve nihayetinde toplumsal yapıyı tehdit eder.
Geçenlerde bir kafede bir arkadaşım, sosyal adaletin önemini vurgularken şu örneği verdi: “Bir toplum, içinde en dezavantajlı durumda olanlara adil fırsatlar sunmazsa, o toplumda sadece birkaç kişinin gelişmesi, kalanların ise giderek kuruması kaçınılmazdır.” İşte bu kuruyanlar, sosyal adaletin sulanmadığı, yeterince beslenmeyen gruplardır.
Ceviz Ağacı ve Toplum: Sonuçta Ne Olur?
Ceviz ağacının sulanmazsa, kurur. Toplumun da aynı şekilde, gruplarını ihmal etmesi veya fırsat eşitliği yaratmaması durumunda, büyüyüp gelişmesi engellenir. Cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, her bireyin sulanması gereken bir “ceviz ağacı” olduğu ortadadır. Bu ağaç, her bir bireyi, her kimliği, her rengi içinde barındırır. Eğer toplumsal yapıyı güçlü tutmak istiyorsak, bu ağacı düzenli olarak sulamalıyız.
Ceviz ağacını sulamak, eşitlik ve fırsat sunmak, çeşitliliği kutlamak ve sosyal adaleti sağlamak demektir. Her bireyin ve her grubun hakkını savunarak, toplumsal sağlığı destekleriz. Toplumsal yapımızı bu şekilde besler ve geleceğe umutla bakarız.